Önsöz Evin Kısakürek

 

 

 

Tarihçi olmadığımız halde tarih yazma gerek ve cesaretini bulmamızın nedeni öncelikle kendimizi eğitmek, öğrendiklerimizi de paylaşmak içindir. Çünkü paylaşılmayan bilgi ve birikimin “ yok’a “ eşdeğer olduğuna inanıyoruz. İnancımıza göre, Tarih bir toplumun geçmişi ve geleceği arasındaki köprüdür. Tarih yazmak ise dar anlamda toplumların, geniş manada ise insanlığın zihinsel belleğinin haritalandırılmasıdır. Tarih, olaylarıyla, düşünce sistemleriyle, ürettikleriyle ve yaşam tarzlarıyla kısaca insana dair olan tüm faaliyetleri ile geçmişi kavramanın biricik yoludur. Tarihin, yaşadığımız dünya gibi, insanlığın ortak malı olduğunu düşünüyoruz.

 

 

Tarih yazarlığı, geleceği yönlendirmek için geçmişin yargılanması veya saptırılmasının aracı olmadığı ölçüde, doğru ve güvenilirdir. Tarih çoğumuzun şartlandırıldığı gibi değişmez de değildir. Mühendislik becerisi nasıl teknoloji ile sınırlıysa, tarih bilgisi de elimizdeki doküman ve buluntularla ve uzmanların bunları topluma kazandırabilme hızları ve imkânları ile sınırlıdır. İnsanlığın binlerce yıllık varlığının tümü gün ışığına çıkarılabilmiş midir? Binlerce tablet, yazılı doküman müzelerde, depolarda hala okunmak için sıra beklemektedir. Gün ışığına çıkarılan her yeni bulgu insanlık belleğinin haritasını düzelterek ilerleyecektir.

 

 

Tarih, istismara ve araç haline getirilmeye en açık disiplinlerden biridir. Bu bizatihi kendi özelliği olmayıp, yazarın yorumu ve üslubunun sonucudur. Üslup ve yorum yazarı bağlar ama kullanılan malzeme insanlığın ortak malıdır. Yapılan yorumun toplum tarafından kabul edilmesi onun doğru olduğunu göstermeyeceği gibi kabul edilmemesi de yanlış olduğunu göstermez. Fikirlerin, yorumların doğru veya yanlış olduğunu da ancak tarih belirler. Büyük hakem O’dur.

 

 

Yazdığımız tarihe, Anadolu etrafında oluşmuş bir dünya tarihi denilebilir. Ama esas anlatılmak istenen Türkiye Türklerinin tarihi, yani bizim tarihimizdir. Ancak, hiçbir insanın ve topluluğun tarihi, diğer insan ve toplulukların tarihinden kopuk olmadığından, olup biteni anlayabilmek için tüm dünyaya bakmak gerekmektedir.

 

 

Yazdığımız tarih, düşey yazılmış bir tarih değil, tersine, yatay yazılmış bir tarihtir. Yani, belli bir zaman dilimindeki, olaylar birlikte ele alınmaya çalışılmıştır. Aynı zaman diliminde, Çin’de, Yunanistan’da, Anadolu’da vs neler olduğu anlatılmaktadır. Böylece insanların birlikte nasıl bir yolculuk yaptıkları gösterilmek istenmektedir.

 

 

Biz tarihi objektif olarak, olayları ilişkileri içinde, yazmaya çalışıyoruz. Olup biteni olduğu gibi veriyoruz. Yazarken okuyucuyu belli bir çizgiye çekmeye çalışmıyoruz. İstiyoruz ki Tarih, kendi gelişimi içinde okuyanı alıp, doğrulara götürsün. Ancak, yine de zaman zaman, bizim yorum ve analizlerimiz işe karışıyor. Ama kesinlikle olayları işimize geldiği gibi anlatmıyoruz, biz, neden niçin ilişkisi kurarak yorumlar geliştiriyoruz. Burada en önemli şey ki bu tam da bizim yapmaya çalıştığımızdır; Taraflı, tuzaklı bilgiyi elemek, tutarsızlıkları araştırmak ve en önemlisi resmi tarihçi söylemlerin ve gayri resmi tarihlerin eksiklerini tamamlamak, yanlışlarını ortaya koymak, olabildiğince doğruluk süzgecinden geçirerek harmanlamak, gerektiğinde de sorumluluğu tamamen bize ait olmak üzere yorumlamaktır.

 

 

Siyasi olaylar, sosyal olaylar, düşüncenin gelişmesi, dinin oluşması ve gelişmesi, tekniğin gelişmesi, adetler, kurumlar, doğal olaylarla insan aktivitelerinin ilişkisi yani normal hayatta olan birçok şeyi bulup yazmaya çalışıyoruz. Bu tarih, kesinlikle, sadece, hâkim sınıfların tarihi değildir. Bu tarih, bugün yaşadıklarımızın, düşüncelerimizin, davranışlarımızın, adetlerimizin, kurumlarımızın oluşum tarihidir. Ve tabii atalarımızın çektiği çilelerin tarihidir.

 

 

Çalışmamızda kullandığımız yol her araştırmada takip edilen yoldan da çok farklı değildir. Öncelikle, kaynak kitaplar, makaleler, yazılı ve görsel muhtelif dokümanlar, sanat eserleri vb… kısaca birçok tarihi, felsefi, teolojik, sosyolojik, coğrafi, astronomik, fiziki eser ve bilgiler kullanılmıştır. Çalışmamız güncel tabiri ile popüler tarih denemesidir.

 

 

Mart 2009

 

Evin Kısakürek