10.Kitap
Haçlılar
 
 
10. Kitap  

resimli      İNDİR
 
resimsiz    İNDİR
 
Alıntı
 

Para ekonomisi ortaya çıktığından beri Kilise para babaları ile yakın ilişki kurmuş, kendi de giderek para babası olmuştu. Artık menfaatleri açısından Kilise ile para babalarının menfaati aynıydı. Buna tepki olarak da ilk Hıristiyanların yoksul ülküsünü yeniden yerleştirme çabaları başlamıştı. Bu çabalar yoksul halk kesimi üzerinde etkili oldu. İnsanlara acıyan Tanrı’yla dolambaçsız duygu ve düşünce birliği kurmaya yöneldiler. Bu mistik bir eğilimdi ve herhalde Doğunun etkisi vardı. Bu eğilimin artması yerleşik Kilisenin rolünü azaltıyordu. Dinsel tavır ve uygulama da derin bir değişiklik getiriyordu.

 

Dünya nimetleri içine gömülmüş bir din adamından tiksiniliyordu. Kilisenin zenginlik ve vurdumduymazlığına karşı çıkılıyordu. Toplum kendi dinsel yapısında köklü değişiklikler istiyordu. Bu eğilim küçük bir gurubun doğmasına neden oldu. Bu küçük topluluk dini dünya işlerinden soyutlamak istiyordu. Yoksul ve lekesizdi. Tanrı’yı halk kitlesine şatafatsız, yalın törenlerle götürmeye çalışıyordu. Halka İncil’i kendi dilinde okutarak, onun içeriğini anlayıp, hazmetmesine çalışıyordu. Hareket çok iyi niyetli ve saftı. Ama içinde sapkınlıkları da taşıyordu. Zaten eğilimler sapkınlıkları ile beraber var olurlardı. Bu durum Kilise için en ciddi tehlikeydi. Ama sonuçta Hıristiyan maneviyatını zenginleştirip, gençleştirecekti.
 

10. Kitap Hakkında

 

 

Anadolu’da Türkler vardı ve Haçlılar Anadolu’dan geçemiyorlardı. Türklerin Haçlı ordularına saldırma nedeni içinde, topraklarını koruma isteği ve dini nedenler az yer tutuyordu. Esas neden yağma yapmaktı. Türkler için geçimlerini sağlamanın yolu ganimetlerdi ve şimdi ganimet kendi ayağı ile geliyordu. Sonunda Haçlılar Anadolu üzerinden Filistin’e gitmekten vazgeçip, deniz yolunu tercih etmek zorunda kaldılar. Haçlı seferlerinin güzergahı deniz yoluna dönüşünce de bundan en karlı çıkan Venedik, Genova gibi İtalyan ticaret kentleri oldu.

 

Büyük Selçuklu İmparatorluğu kendi iç derdine düşmüştü, Akdeniz kıyısında Filistin denen küçük toprak parçası ile uğraşmıyordu. Haçlıları var saymıyordu bile. Biliyordu ki veya zannediyordu ki canı isteyip bir üflese, iskambil kağıtları gibi yıkılacaklardı. Halep, Şam gibi kent devletleri de birbirleri ile uğraşmayı Haçlılarla uğraşmaya tercih ediyorlardı. Onlar için de Haçlı kent devletleri ufak emirlikler gibi bir şeydi. Fatımiler ise menfaatlerini Haçlılarla birleştirmeye başlamışlardı.

 

Bu arada Haçlıların kendi durumlarının pek farkında olduklarından da bahsedilemezdi. Onlar aslında okyanusta küçük bir mercan kayalığı gibiydiler ve bunu algılayamıyorlardı. Müslümanları hayvanlardan farksız görüyorlardı. Koyun boğazlar gibi Müslüman boğazlamak, ırzlara geçmek, insanları pişirip yemek, Haçlılar için, günlük hayatın rutini içindeydi.

 

Bu sırada, Tapınak Şövalyeleri, Hospitaliers gibi, dini şövalye örgütleri kuruluyordu. Bu örgütler geleceğin şekillenmesinde çok önemli roller üsleneceklerdi.

 

Müslüman tarafta ise, Musul hakimi Zengiler güçleniyorlardı. Zengioğlu Nureddin Şam’ı ele geçirdi. Selahattin Eyyubi, Nureddin’in hizmetindeydi. Mısır Fatımilerden alındı ve Şii Halifeliği de sona erdi. İsmaillik, Haşhaşiler devam ediyordu. Haşhaşiler, tüm Müslüman dünyasının korkulu gücüydü.

 

Büyük Selçuklu İmparatorluğunda çeşitli saltanat çekişmeleri, atabeylerin fiili hakimiyeti derken, İmparatorluk gücü parçalanmış, dağılmıştı. Abbasi halifeliği bundan faydalanarak tekrar devlet başkanı olmaya soyundu.

 

Büyük Selçuklu devleti, tahta Sencer çıktıktan sonra, Sultan Sencer’in kişiliğinde, tekrar İmparatorluk havasına bürünmüştü. Ancak bu uzun süremedi. Devleti kuran Oğuzlar, onu yıkanlar oldu. Son iki asır içinde akraba ailelerden kurulu, eşitlikçi kabile yapısı tüm göçebelerde değişmişti. Kabileler içinde hem servet farklılaşması artmış ve hem de artık yerleşiklerle iç içe olan yaşam sonucu, sınıfsal yapı göçebelere de sızmıştı. Zengin veya zenginleşme potansiyeline sahip ailelerin çevresinde yağmacı yeni kabile benzeri oluşumlar yapılanıyordu. Selçukluları yıkan Oğuzlar böyle yeni oluşumun boylarıydılar.

 

Büyük Selçuklulara bağlı olan Harizm, önce Selçuklularla mücadele etmeye başladı. Sultan Sencer’den sonra da hızla genişleyip, büyük bir imparatorluk oldu.

 

Gaznelilerin sonunu Gurlar getirmişti. Gurlar şimdi, Hindistan’da Gaznelilerin peşine takılmış, ilerliyor, hem Gaznelileri yeryüzünden siliyor ve hem de gittikleri yerleri ellerine geçiriyorlardı.

 

Anadolu, ana hatlarıyla, bölge bölge, Doğu Roma İmparatorluğu, Rum (Anadolu) Selçuklu devleti, Danışmendoğulları, Kilikya Ermeni Prensliği arasında parçalanmıştı. Bunların içinde Rum Selçuklu devleti yere daha sağlam basıyordu. Danışmendoğulları ise zaman zaman Anadolu Türk hakimiyetinin başını çekiyordu. Anadolu Selçukluları Doğu Roma İmparatorluğu ile hem iç içeydiler ve hem de genelde ona bağlıydılar. Roma da onları bir anlamda kendine yakın hissediyordu. Bu nedenle herkes Anadolu Selçuklu devletini bir Roma uzantısı saymayı benimsedi.

 

Karadeniz’in kuzeyinde Bulgar Türkleri, Hazar Devleti kalıntıları, Oğuzlar (Uzlar) derken, Geniş düzlüklerde, uzun zamandan beri Türkler ve Slavlar beraber yaşıyorlardı. Buraya Kıpçak (Kuman) Türkleri göç ettiler. Bundan sonra, uzun zaman bu bölgeye Desti Kıpçak denecekti.

 

Doğu Roma İmparatorluğu, Haçlılardan, Rum Selçuklu Devletinden, her imkandan faydalanarak menfaatlerini korumaya çalışıyordu. Ama başları sadece Doğuda belada değildi, Balkanlarda Normanlar, Kıpçaklar, Sırplar, diğer göçebeler durmadan Doğu Roma imparatorluğunu sıkıştırıyorlardı. Sırplar ve Macaristan devlet olarak organize olmuş, Doğu Roma’yı tehdit etmeye başlamışlardı.

 

Her ne kadar Doğu Roma, Rum Selçuklularını kendi vassallı sayıyor idiyse de, konjektürlere bağlı olarak, durum sık sık değişiyordu. Zaman zaman İç ve Batı Anadolu’nun hakimiyeti için yapılan savaşlar da vardı. Bu savaşların en mühimi Myriokephalon savaşıdır ki, Selçukluların kazandığı bu savaş, Anadolu hakimiyeti için bundan sonra Doğu Roma’nın önünü kapatmıştır. Bu savaş bir anlamda Anadolu’nun Türklere tesliminin tescilidir.

 

Kitanlar Çin’den kovulmuşlardı. Göçebeliğe döndüler. Batıya gelenleri ise orada yerleşik bir İmparatorluk olan Karahitayları kurdular. Karahitaylar bir Çin devleti niteliğindeydi.

 

Batı Avrupa’da Burjuvalar gittikçe güçleniyorlardı. Burjuva birlikleri olan komünler ile senyörler arasında yazılı mühürlü anlaşmalar imzalanmaya başlandı. Bunlar özgürlük anlaşmalarıydı. Bu gelişme mal ve paranın serbest dolaşımına yol açıp, ticareti güvence altına aldı. Kent kırsal kesime örnek oldu. Kırsal kesimden şehirlere doğru hafiften bir akış başladı. Okullar kırsal kesimlerdeki manastırlardan kentlere doğru yer değiştirdiler. Okullarda dersler belli bir disipline bağlı olmaksızın veriliyordu. Haçlı seferleri, ona katılan pek çok Hıristiyan’ın dini duygu ve düşüncesini değiştirmişti. Ufuklar genişlemiş, zevkler rafineleşmişti. Laikliğin temelleri atılmaya başlandı.

 

Kentleşme ve ticaret, toplumlara, eski feodal adetlerin üstesinden gelemeyeceği sorunlar yaşatmaya başlamıştı. Bologna’da Roma hukuku tekrar ele alınıp, incelenmeye başlandı. Bu incelemeler beraberinde İmparatorluk düşünü de getiriyordu.

 

Avrupa’da tarım alanları artmıyor ama nüfus artıyordu. Bunun çeşitli ülkelerde çözümü çeşitli oldu. Fransa ve Almanya’da irsi toprak kiracılığı yaygınlaştı. Kira Feodal beye karşı yüklenilen angaryanın yerini aldı. Bu gelişme enflasyonla birleşince köylüde sermaye birikimi başladı. İngiltere de ise köylü Feodalin defterine kayıtlı olduğundan kiralama yerine arazi sahibi olmak ağır bastı. Doğu Avrupa’da ise büyük topraklar ve az nüfus sonucunda angarya arttı ve köylülük gittikçe daha aşağı bir konuma düşmeye başladı.

 

Batı Avrupa’da ticaretten zenginleşme artarken bir yandan da sermaye kentlerde ve çevresinde mülklere yatırılarak stabilite kazanıyordu. Mülkün verdiği kararlılık, burjuvaların dışında, Fransa’da en fazla Carpet Kraliyet hanedanına yaradı. İle-de-France çevresindeki mülkleri onların merkezi bir yönetim kurmalarına yardım etti.

 

İngiltere’de ise Anglo-Norman Plantagenet’ler Saxsonlardan kalan bazı temel kurum ve gelenekleri işleyip, adapte ederek krallık kurumlarını oluşturdular. Ancak kağıt üstünde İngiltere kralı Fransa kralına metbu idi ama pratikte Fransa topraklarının büyük bir kısmına hükmediyordu.

 

Akitanyalı Alienor önce Fransa Kralı VII. Louis ile sonra İngiltere kralı II. Henry ile evlenerek iki ülke arasındaki güç dengesini alt üst etmişti.

 

Batı Avrupa’da kiliseler, katedraller ve manastırlar durmadan inşa edilmeye başlanmıştı. Bunların süslemelerinde geometrik ve bitkisel tema kullanılıyordu ama bu süsleme tarzı gittikçe yardımcı unsur haline dönüşüyordu. Artık süslemede insan öne çıkmaya başlamıştı. Bu da Hıristiyanlık öncesi sanatın tekrar ortaya çıkışı demekti, ama kutsal mevzuların ele alınması, bu gerçeği örtüyordu.

 

Avrupa’da düzenlenmekte olan kibar âlemleri XII. Asırda bütün Avrupa’ya yayıldı. Ayrıca artık bu toplantılarda kadınlar da vardı. Kadının toplantılara katılıp, erkeğin yanında yer alması, ortaya gözde bir kadın rolü çıkardı. Kadınla birlikte gelişen yeni görgü kuralları, aşklar, Hıristiyan kadın erkek ilişkilerine hiç uymuyordu.

 

Trubadurlar zaten bu dünyadan ayrılmanın hüznünü işliyorlardı. Şimdi dünya zevkleri de ortaya çıkınca, ölüm korkusu kalplere indi. Hıristiyanların dediği gibi ölüm yolculuğun sonu, sakin ve güzel bir hayatın başlangıcı olarak görülmemeye başlandı. Ölüm, insanı kökünden söküp çıkartıyordu.

 

Yahudiler Avrupa’da bir yandan eziliyor ve bir yandan da, kentlerde burjuvalaşmanın sonucunda, ticaretten daha da zenginleşiyorlardı. Bu çelişik ortam İbni Sina, Gazali gibi Müslüman düşünürlerin etkisi ile birleşince, Yahudi düşünürlerin Tanrı’yı tanımlama girişimleri arttı. Josef İbn Saddık ve Halevi yaratanı yorumlamaya giriştiler. Yahudiler mistizme mi kayıyorlardı?

 

Hıristiyanlarda da maddi kaygı ve dünyevi tutkulardan kurtulan ruhban sınıfı entelektüel yaşama daha fazla zaman ayırıyordu. Çeviriler yapılmaya, el yazmaları tercüme edilmeye başlandı. Ruhban sınıfının zenginleşmesi bir yandan entelektüel faaliyetleri arttırırken bir yandan da Hıristiyanlık ile bağdaşmayan bir yaşam standardını beraberinde getiriyordu. Burjuvalar ve Ruhban hızla zenginleşirken, halkın büyük çoğunluğu yoksulluk ve zavallılık içinde yaşıyordu. Bu gelişmeler, Batı Avrupa’da “ Valdizm “ gibi Katolikliğe alternatif tarikatların doğmasına yol açtı. Kilisenin bu gelişmelere tepkisi çok sert oldu. Kana kan, dişe diş bir mücadele başladı. Kilise hem alternatiflerini yok etmeye çalışıyor ve hem de önlemler alıyordu. Bu meyanda Faizle borç verme ve Aristo’nun kitapları tamamen yasaklandı.

 

Endülüs, Hıristiyan devletlerin baskısı altında, durmadan taciz ediliyordu. Endülüs de rahat ve huzur kalmamıştı. Bu sırada Fas’ta gelişen Muvahhitlerden yardım istendi. Onlar da gelip, Endülüs’ü hakimiyetleri altına aldılar.

 

Çin de ise Songların yönetiminde güzel sanatlar büyük atılımlar yapıyordu. Resim öne çıkıp, iç dünyaları da yansıtır hale geldi. Konfüçyüs düşüncesini ise Çu Hi yeniden yorumladı. Ying ve Yang’ın ortaya çıkışı, Çin’de çok tutuldu. Ancak bu yorum Çin’de felsefenin gelişimi için bütün yolları tıkamıştı.

 

Kazakistan’da Ahmet Yesevi Türk dünyasının manevi gücünü eline almıştı. Türkler Yesevi’den o kadar etkilendiler ki Alevisinden, Sünnisine kadar pek çok tarikat kendini Ahmet Yesevi’ye bağlanmış kabul etti. Herkes kendini Yesevi’nin devamı sayıyordu.

 

Orta Asya’da, yakında dünyayı yerinden oynatacak bir güç filizlenmeye başlamıştı. Bunlar Moğollardı. Ama bu sıralarda geleceğin Dünya Fatihi Cengiz Han, namı diğer Timuçin ve ailesi, Moğolistan bozkırında, zor günler geçiriyorlardı.

 

 

10. Kitabın içindeki konulardan bazıları şunlardır:

 
  • Baudouin Kudüs Kralı
  • Selçuklu Sultanları ve ufak orduları
  • Anadolu Yolları
  • Merzifon Savaşı
  • 2. Haçlı Ordusu
  • Ereğli Savaşı
  • Berkyaruk Tapar Mücadelesi
  • Bohemond
  • Harran Savaşı
  • XI. Yüzyılın başlangıcı
  • Haşhaşi Avı
  • Selçuklu, Anadolu Selçuklu çekişmesi
  • Habur Savaşı
  • Selçuklu Komutanlarının Mücadelesi
  • Kudüs Krallığı Güçlü
  • Endülüs Parlıyor
  • Alexios Komnenos
  • Sultan Sencer
  • Templier
  • Dübeys
  • Kıpçaklar Gürcistan’da
  • Worms Konkordası
  • Halife Sultanlık Peşinde
  • Anadolu’da Danışmend Hakimiyeti
  • Moğollar
  • Sencer’in mektubu
  • Sufilikte Gelişme
  • Akitanyalılar
  • Kilise Adaleti
  • Khmer
  • Oğuzlar
  • Karahitaylar
  • Harzemşah
  • Katwan Savaşı
  • 2. Haçlı Seferi
  • Kentler Burjuvaların
  • Yahudi Düşünürler
  • Hukuk Gündemde
  • Almanlar
  • Fransız Kralı Louis
  • Alienor
  • Gazne’nin sonu
  • Sultan Sencer Esir
  • Avrupa’da Tarım
  • Batı Avrupa’da değişim
  • Bozkır Kabile düzeninde değişim
  • Ahmet Yesevi
  • II. Kılıç Arslan
  • Kilikya Ermenileri
  • Haşhaşilerle mücadele
  • Kıyatlar
  • Selçuklularda Yönetim
  • Selçuklularda Soyluluk
  • Selçuklularda Hükümet Teşkilatı
  • Destikıpçak
  • Haçlı Ticaret Kolonileri
  • Yezidilik
  • Katarizm
  • Fatimilerin sonu
  • Myriokephalon Savaşı
  • Timuçin Ailesinin zor günleri
  • Anadolu Selçuklu, Eyyubi ilişkileri
 
10. Kitap  

resimli      İNDİR
 
resimsiz    İNDİR